Abdülkadir Selvi haklı mı, "İmamoğlu efsanesi çöktü" mü? |

10.09.2026 medyascope.tv

10 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün Hürriyet gazetesinde Abdülkadir Selvi'nin yazısı, başlığı şu: "İmamoğlu'na Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu'ndan Darbe". Yazının içerisine gelmeden önce şu geldi aklıma. Okudum yazıyı ama şu geldi aklıma. Abdülkadir Selvi sürekli bir İmamoğlu yazıları yazıyor diye sosyal medyada paylaşımlar vardı. Evet öyleydi. Bir check edeyim dedim, kontrol edeyim dedim. 14 Ağustos'tan düne kadar — daha bir ay bile değil, 28 gün falan herhalde ediyor — tam 10 tane manşette İmamoğlu var. Sırayla gidelim. 14 Ağustos'ta Abdülkadir Selvi'nin yazısı: "İmamoğlu Yeni Partiyi Bölecek". 20 Ağustos'ta: "Silivri'de İmamoğlu'nun Bitiş Anları". 21 Ağustos'ta: "Ekrem İmamoğlu Otel Kameralarını Neden Bantla Kapattırmış?". 24 Ağustos'ta: ‘‘Ekrem İmamoğlu Filmde ‘the End’’’, yani son. 25 Ağustos: "Ekrem İmamoğlu Efsanesi Sona Ererken". İki gün sonra 27 Ağustos'ta yine: "Silivri'de İmamoğlu Efsanesinin Çöküşü". 28 Ağustos'ta: "Ekrem İmamoğlu'nun Mansur Yavaş'a Güvenmediği Ortaya Çıktı". 1 Eylül'de: "Saraçhane'de Devleşen Ekrem İmamoğlu Silivri'de Çöktü". 3 Eylül'de: "Özgür Özel'den Ekrem İmamoğlu'na Çalım". Ve nihayet dün: "Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu'ndan Ekrem İmamoğlu'na Darbe". Yani Abdülkadir Selvi gün aşırı diyelim, yani 30 günde 10 kere İmamoğlu yazıyor. Ve aynı tema. Temalar şu: Bir efsane var ve bu efsane çöktü. Nerede çöktü? Silivri'de çöktü.
Burada kastettiği Silivri yargılamalarındaki birtakım itirafçı ifadeleri büyük ölçüde. Ama esas olarak içeriden çöktüğünü söylüyor. Bir yanıyla CHP'ye bir güç atfediyor. En son dünkü yazısında Kılıçdaroğlu'nun "Ekrem İmamoğlu, Büyükşehir Belediyesi davası siyasi dava değildir" sözünü alıp benimseyerek tabii ki öne çıkartmış. Ama diğer yandan da parti içerisinde Ekrem İmamoğlu'nun yerinin sallantıda olduğunu iddia ediyor sürekli olarak. Özgür Özel ile arasının iyice açıldığını söylüyor. Mansur Yavaş'la, ki Mansur Yavaş'ın şu andaki parti duruşu, hangi partiden yana olduğu belli değil. Fakat dünkü CHP kutlamasına Adana ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanları katıldı ama Mansur Yavaş katılmadı. Buna Abdülkadir Selvi'nin çok kızdığını da görüyoruz. Yani bir şekilde CHP'nin güçlenmesini, YENİ Parti’nin zayıflamasını, YENi Parti içerisinde de Ekrem İmamoğlu'nun silinmesini istiyor.
Şimdi, Abdülkadir Selvi yıllardır tanıdığım bir meslektaşım. Onunla bir polemik değil bu. Bu, bir siyasi iktidarın bakışını yansıtıyor. Yani bu kadar ısrarla "İmamoğlu efsanesinin çöküşü", bir efsane vardı ve çöktü. Öncelikle onu söylemek lazım. Öncelikle bir efsaneyi kabul ediyor ama sonra çöküş... "Saraçhane'de devleşen İmamoğlu" diyor mesela ilk anda, "Silivri'de çöktü" diyor. Burada iktidarın kafasında Ekrem İmamoğlu'nun hâlâ ciddi bir sorun olduğunu görüyoruz. Eğer gerçekten bu olay bitmişse, mesela 20 Ağustos'ta "Silivri'de Ekrem İmamoğlu'nun Bitiş Anları" dendi ise artık daha fazla hatırlatmanın gereği olmaması gerekir, değil mi? Yani bitti, gitti, artık yok. Ama sürekli olarak var. Bu arada şunu söyleyeyim, 14 Ağustos'un öncesine bakmadım. Oralarda da herhalde bol miktarda vardır.
Peki gerçekten İmamoğlu efsanesi çöktü mü? Ben bu konuda çok yayın yaptım. Bu konuyu birçok yayında kısmen de ele aldım. Yakından takip ettiğim bir husus. Bir kere mahkemelere gidiyorum, duruşmalara gidiyorum. Kendim de yargılanıyorum ama sadece savunma yapmak için gitmedim. İzlemek için de gidiyorum. Orada da Ekrem İmamoğlu'nu görüyorum, takip ediyorum. Ona gösterilen ilgiye tanıklık ediyorum. Şurası muhakkak, ilk başladığı gibi bir tempoda gitmiyor, ne mahkeme ne de ilgi. Bir kere birçok nedeni var. Salon kocaman, artık eskisi gibi insanlar birbirleriyle temas kuramıyorlar ve son dönemde de tutuksuz sanıkların savunmaları olduğu için esas olay bir ölçüde geride kaldı. Ama tabii bu arada Türkiye'de çok şeyler yaşanıyor. Mutlak butlan olayı geldi bir kere başlı başına ve belediyelere operasyonlar sürüyor, bir diğer yandan çözüm süreci sürüyor. En son yaşanan Üsküdar olayını biliyorsunuz ve YENİ Parti ve Özgür Özel bunlara yetişmeye çalışıyorlar.
Bunlara ne kadar yetişiyorlar, ne kadar yetişmiyorlar, o ayrı bir tartışma konusu ama çok zorlandıkları aşikâr. Çünkü siyasi iktidar elinden gelen her türlü engeli çıkartıyor ve esas olarak da yargı eliyle çıkartıyor. Mesela bugün YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik iki ayrı soruşturmadan bildiğim kadarıyla ifade vermeye gidecek. Yani ne zamandır konuşulmuyor ama dokunulmazlıkların kaldırılması spekülasyonları yapılıyor, Özgür Özel'i de içerecek şekilde. Bu kadar büyük zorluklara, engellere karşı, bir diğer yandan da CHP'nin önü alabildiğine açılıyor. Bakıyorsunuz iktidar yanlısı ya da iktidar sözcüsü ne kadar gazeteci varsa sürekli CHP haberi yapıyor. Mesela dün gördüm, işte Kılıçdaroğlu ile telefonda konuşup CHP'nin kuruluş yıl dönümünde, ki çok yoğun bir gün olsa gerek Kılıçdaroğlu için, birçok tören, yürüyüş falan yapıldı, ama ulaşıp ondan demeç alıyorlar. Şu oluyor, bu oluyor.
Böyle birisinin önünü alabildiğine kapatıp ötekisinin önünü alabildiğine açan bir iktidar var ve burada 19 Mart 2025'ten beri içeride olan bir Ekrem İmamoğlu var. Ve Ekrem İmamoğlu siyaseten ne kadar tecrübeli olursa olsun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı, ardından 2019'da kazandı İstanbul'u, 2024'te tekrar kazandı. Bir yıl içerisinde gözaltına alındı ikincisinde. Ama Ekrem İmamoğlu'nun siyaseti, hani kabaca söyleyecek olursak, dava siyaseti değil pek. Daha çok merkezde siyaset yapan birisi. Onu kimisi ‘‘ikinci Erdoğan’’ diye tanımladı, kimisi ‘‘ANAP çizgisi’’ diye tanımladı. Her şey söylendi. Ama şunu biliyoruz ki bir militan siyasetçi değil. Dolayısıyla bu süreçte ayakta kalabilmesi çok kolay değil.
Dünkü yayında söyledim, bugün tekrar söyleyebilirim. Selçuk Mızraklı mesela, önceki gün gördük. Neydi? 7 yıl hapis yatmış bir tıp doktoru ama hiçbir şey olmamış gibi çıkıp kaldığı yerden devam edebiliyor. Çünkü ortada kelimenin gerçek anlamıyla bir dava var. Ve belli ki bu davaya çok erken yaşlarda angaje olmuş. Şimdi Ekrem İmamoğlu'nun işi çok zor. Ellerinden bir yığın imkân alındı. Bir diğer yandan da şunu unutmamak lazım, her türlü engel çıkartılıyor. Savunma vermesi engellendi, verecek ama ne kadar verebilecek belli değil. Kitabı toplatıldı, yani savunmasının kitabı. Madem efsane çöktü, bırakın kitap çıksın değil mi? ‘‘Kimse okumayacak nasıl olsa’’ diyebilirsiniz, ama yok. Çünkü ‘‘efsane çöktü’’ imajının yerleşmesi isteniyor ve hâlâ Ekrem İmamoğlu'ndan ürküyorlar.
Evet, eskisi kadar söyledikleri dikkat çekmiyor olabilir, eskisi kadar çok konuşmuyor. Bütün bunların hepsi var ve bir anlamda yorulduğu da anlaşılıyor. İçerideki bütün herkes için geçerli bir şey bu. Ama tekrar söyleyeyim, eğer bitmiş olsaydı, çökmüş olsaydı Abdülkadir Selvi bu yazıları yazmaz olurdu. Hayır, sürüyor.
Ekrem İmamoğlu'na yakın bir isimle geçen sohbet ederken şöyle bir laf söyledi: ‘‘O şimdi nadasta’’ dedi. Evet, bu da olabilir ama şunu biliyoruz: Ekrem İmamoğlu Türkiye siyasetinde devre dışı kalmadı, kalacağa da benzemiyor. Çünkü Erdoğan bir anlamda Ekrem İmamoğlu'nda gerçek bir rakip görüyor. Önünü engelledi. Zaten tek başına diplomasının alınması bile cumhurbaşkanı adayı olmasını engelliyor ama yetmiyor. Onun içeride kalmasını arzuluyor, kalabildiği kadar kalmasını arzuluyor. Normal şartlarda diyelim ki tutuksuz yargılansın, ama yok. Onun çünkü Türkiye'yi dolaşmasını ve siyaset yapmasını istemiyorlar. Dolayısıyla efsane çökmedi. ‘‘Efsane çöktü’’ dedikçe siyasi iktidar bunu sürekli gündemde tutmaya, onun önüne engeller çıkarttıkça onu bir şekilde daha fazla motive etmeye devam ediyor.
Ama şunu da özellikle vurgulamak lazım. Geçen pazartesi günü Bayetav'ın araştırmasını konuştuk Serkan Turgut'la. O, İzmir'deki yaptıkları araştırmada Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel arasındaki, yani popülarite sorusunda aradaki farkın kapandığını ve birbirlerine yaklaştıklarını söylüyor. Bu da tabii ki siyasi realite gereği. Çünkü Özgür Özel çok dinamik bir performans sergiliyor. Sürekli gözümüzün önünde, televizyonlarda yayınlara çıkıyor, mitingler yapıyor, halkın arasına karışıyor. Sürekli bir meydan okuyuş içerisinde ve insanlar onu her geçen gün, ilk başta ürkerek baktı o muhalefet tabanı, CHP diyeceğim ama artık CHP değil, dünkü CHP tabanı, ürkerek baktı ve ‘‘Acaba altından kalkabilecek mi?’’ diye düşündü. Şimdi büyük ölçüde bu ürkeklikleri gitmiş durumda.
Ama şunu tekrar söylemek istiyorum, birçok yayında söyledim; Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel, iki eş liderlik diyelim artık ona, eş liderlik sürdüğü ölçüde YENİ Parti’nin bir iddiası olur. Aksi takdirde tek başına... Şu anda mesela yapılmak istenen o, Özgür Özel'e ne zamandır yapılmak istenen bu; ‘‘Koparsın, Ekrem İmamoğlu ile bağını koparsın, onun vesayetinden çıksın’’ deniyor. Ortada bir vesayet var mı? Çok sanmıyorum ama Ekrem İmamoğlu'nu hem içeride tutarak hem partisini bölerek, yani mutlak butlanla, hem de YENİ Parti’nin içerisinde yalnızlaştırarak etkisiz kılmaya çalışıyorlar. Şu hâliyle bakıldığı zaman başarılı olma ihtimalleri yok. Bu yazılar, Abdülkadir Selvi'nin yazıları da operasyonun bitmediğini ve biteceğe de benzemediğini bize gösteriyor.
Bugün — bayağı oldu, 2012'de 71 yaşında kalpten kaybettik — ‘‘Sıfırcı Hoca’’dan bahsetmek istiyorum. Bu yayını ona ithaf etmek istiyorum. Profesör Kurthan Fişek. Gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda Gelişim Yayınları’nda, Nokta dergisinde çalışırken Kurthan Hoca da Ankara'daydı, arada İstanbul'a da gelirdi. Sonra ben bir dönem Ankara Nokta'da çalıştım, daha sık gördüm. Hocayla tanıştık ve sevilmemesi imkansız birisiydi. Çok deli dolu, çok dobra, hafif böyle küfürlü konuşan, sürekli espri yapan bambaşka birisiydi. Çok parlak bir hayat hikayesi var. Nusret Fişek'in oğlu. Nusret Fişek Türk Tabipler Birliği'nin bir dönem başkanı olan Türkiye'nin önde gelen hekimlerinden birisi. Babası eğitim için Amerika Birleşik Devletleri'ndeyken Boston'da büyümüş Kurthan Hoca. Üç dil biliyordu, hepsini de canavar gibi biliyordu ve sonra ODTÜ'de İdari Bilimler okuyor ama ODTÜ'ye girdiği andan itibaren, 20 yaşında galiba, hatta 18 yaşında gazeteciliğe başlıyor, muhabir olarak başlıyor. Sonra yazı işleri. Kalemi çok kuvvetliydi Kurthan Hoca'nın. Her şeyden anlardı bir de, onu söyleyeyim. Bir dönem Atletizm Federasyonu başkanlığı yapmışlığı da var. Zaten onun profesörlüğünü alması "Spor Yönetimi" diye bir kitabı, yani onunla oldu. Spordan da anlıyordu ama ilk şeyleri daha çok sol üzerine, grevler, işçi sınıfı, sosyalizm tarihi üzerine kitapları, araştırmaları olan birisiydi.
Yani böyle şimdi gözümün önüne geliyor, bir olay anlatayım. Kumar muhabbeti yapılıyordu. Hiç unutmayacağım bunu. Veliefendi’de at yarışlarını oynayanlar – ki ben de bir ara meraklıydım biliyorsunuz, yani söylemiştim en azından ama artık yapmıyorum – orada oynayanlar iki yarış arasındaki sürede canları sıkıldığı için ve illaki bir şey yapmaları gerektiği için, daha doğrusu kumar oynamaları gerektiği için şey yaparlarmış; orada akan bir suda kibrit çöpü yarıştırır, üzerine bahis oynarlarmış. Hiç unutmam onu. Hoca bunu anlattığı zaman herhâlde yıl 1986-1987'ydi. Hep Kurthan Hoca deyince onun o gürül gürül gülmesi ve böyle anlattıkları gelirdi. Gelişim Yayınları'nda bayağı çalıştı. Sonra dergilerde daha çok çalıştı. En son da Sabah ve Hürriyet’te köşe yazarlığı yaptı hoca. Hocanın bir şeyi var, 12 Eylül sonrasında 1983'te 1402'liklerle birlikte, yani onların arasında... 1402'likler nedir? 12 Eylül askerî yönetimi üniversitedeki solcu hocaları üniversiteden uzaklaştırmıştı. Siyasal'da, Mülkiye'de hocaydı, oradan uzaklaştırıldı. 1990'da geri döndü ama bildiğim kadarıyla yapmadı hocalığı, ara verdi, öyle diyelim. Gazeteciliğe kendisini verdi. Deli dolu, her şeyden anlayan, her şeyden iyi anlayan, yüreği çok geniş birisiydi Kurthan Hoca, Sıfırcı Hoca. Sıfırcı Hoca'nın şimdi öyküsünü tam hatırlamıyorum ama ona yakıştırılmış bir şeydi. Kendisini sevgiyle ve rahmetle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
12.09.2026 Mansur Yavaş'ın seçimi
11.09.2026 25 yıl sonra Usame bin Ladin ve El Kaide'den geriye ne kaldı?
10.09.2026 Abdülkadir Selvi haklı mı, "İmamoğlu efsanesi çöktü" mü? |
09.09.2026 Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz?
08.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi
08.09.2026 Ahmet Davutoğlu soruşturmasının ortaya çıkardığı Türkiye gerçekleri
07.09.2026 Kürt siyaseti bölünüyor mu?
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
05.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor (1): Turgut Öker ile söyleşi
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı